23 Kasım 2025 Pazar

 ATATÜRK VE SEYMEN ALAYI KİTABI YAZARI.

Enver Behnan Şapolyo
Enver Behnan Şapolyo; Teşkilat-ı Avalim, Tarih-i Hürriyet, Hikmet-i Hukukun Tarihi, Miyar-ı Hukuk, Tarih-i Tekvin, Beyan, Esas İlim ve Hayat, Esrarı Abuhava, İlmi Ruh ve Cebri Ala gibi eserlerin sahibi aynı zamanda 1908’de Protesto adlı gazeteyi neşreden ;El Âdl adlı Arapça gazetede başyazarlık yapan ve II. Abdülhamid’e sunduğu İttihat ve Terakki’nin aleyhinde yaptığı. Jurnaller nedeniyle 27 Mayıs 1909’da idam edilen Maarif Nezareti Meclis-i Kebir üyelerinden Nadiri Fevzi Bey, ile Zaimzadelerden Hatice Şaziment Hanımın oğlu olarak 25 Şubat 1900 tarihinde İstanbul Fatih Semti Kocamustafapaşa Mahallesi Beyçayırı Sokaktaki baba evinde dünyaya geldi.
İlk ve Orta öğrenimini İstanbul’un köklü ve önemli İttihat ve Terakki’nin de gözde liselerinden birisi olan, İstanbul Lisesinde okudu.. Okulda gösterdiği başarı nedeniyle lise eğitiminin geri kalanını tamamlamak üzere 1917 ‘yılında Almanya’ya gönderildi. Müttefik Almanya’nın I. Dünya savaşından yenik ayrılması Enver Behnan’ın eğitim hayatını da etkiledi. Enver Behnan, eğitimine ara verip 1918’de tekrar yurda döndü. Yarıda kalan eğitimini tamamlamak için İstanbul Muallim Mektebine devam etmeye başladı. Ancak İtilaf devletlerinin Mondros Ateşkes anlaşmasını gerekçe göstererek Anadolu’yu işgale başlaması üzerine bir kez daha eğitimine ara verip Milli Mücadele’ye katılmaya karar verdi. Kuvay-ı Milliye’nin ilk direniş örgütlerinden biri olan ve Istıranca’da Yunan kuvvetlerine karşı direniş gösteren “Kanlı Bayrak Kuvay-ı Milliye Müfrezesi’ne katılarak Yunan güçlerine ve Rum çetelerine karşı savaştı. Pek çok çete gibi Kanlı Bayrak Kuvay-ı Milliye çetesi de elde ettiği ekonomik gücü şahsi emelleri için kullanması karşısında Enver Behnan, söz konusu çete ile yollarını ayırdı. İnebolu üzerinden Anadolu’daki Milli Mücadele’ye katılmak için Milli Mücadele yanlısı Mim Mim Grubu’nun Kocamustafapaşa’daki şubesiyle temasa geçti. Mim Grubunun yardımıyla İstanbul Lisesi’nden 15 arkadaşı ile 1920’nin başlarında İnebolu’ya varmayı başardı. Burada kendisine cepheye cephane taşıyan kırk kağnının kumandası verildi.
Milli Mücadele devam ederken Enver Behnan , yarıda kalan eğitimini, Ankara Muallim Mektebine devam ederek 1922 yılında tamamladı. Ankara’da tarih -coğrafya öğretmeni olarak çalışmaya başladı. Ankara Lisesinde aldığı sekiz yüz kuruş maaş yetmediğinden bir taraftan da baba mesleği gazeteciliğe yöneldi.
Enver Behnan, Yüksek öğrenime İstanbul Darülfünunu Edebiyat Fakültesi tarih bölümüne dışardan takip etti. 1933 yılında tarih öğretmeni olmaya hak kazandı. Ankara’da yeni kurulan Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi tarih bölümünün derslerini iki yıl boyunca takip etti. Dönemin önemli tarihçileri Abdurrahman Şeref, Ahmet Refik Altınay, Fuat Köprülü gibi isimlerle tanıştı. Ziya Gökap’in yakın çevresinde yer aldı. Entelektüel olarak etkilendiği söz konusu isimler onun tarih ve folklor alanında yazdığı eserler üzerinde derin etkiler bıraktı.
Enver Behnan, Cumhuriyet döneminde askerlik vazifesini iki defa yerine getirdi. ilk vatani görevini 1 Kasım 1929-1 Mayıs 1930 tarihleri arasında Polatlı Topçu Tabur’unda Üsteğmen rütbesiyle yerine getirmiştir. İkinci askerlik dönemini ise II. Dünya Savaşı’nda 14 Mart 1941- 10 Ekim 1941 tarihleri arasında Kara Kuvvetleri Adana 57. Katar 271.Tabur’unda Üsteğmen rütbesiyle yapmıştır.
Emekli sandığı arşivi kayıtlarından Enver Behnan’ın 1922’den emekli olduğu 13 Temmuz 1965’e kadar öğretmenlik görevini ara vermeksizin sürdürdüğü anlaşılmaktadır. Sırasıyla Ankara Sultanisi (1922), Konya Lisesi (1923), İstanbul Erkek Lisesi (1924), Vefa Lisesi (1925), Kuleli Askerî Lisesi (1926), Maltepe Askeri Okulu (1927), Ankara Gedikli Küçük Zabit Mektebi (1928-1932), Ankara Erkek (Birinci) Orta Mektebi (1932-1936), Ankara Gazi Lisesi (1936-1965) görev yapmıştır. Gazi Lisesinin efsanevi tarih öğretmeni olarak Cumhuriyet değerlerinin yeni nesillere aktarılmasında önemli hizmetlerde bulunmuştur.
Enver Behnan, öğretmenlik mesleğinin yanında gazetecilik mesleğini de sürdürmeye devam etti. 10 Ekim 1920’de geldiği Ankara’da ayağının tozu ile Hakimiyet-i Milliye gazetesinde muhabir olarak gazeteciliğe de adım attı. Kısa bir süre sonra Hakimiyet-i Milliye gazetesinden ayrıldı. 1921 senesinde Öğüt gazetesinde çalışmaya başladı. Enver Behnan, Öğüt gazetesinin parlamento muhabiri olarak I. Büyük Millet Meclisinde çalıştı. Öğüt gazetesi ile yolları ayrılan Enver Behnan , Yunus Nadi’nin çıkardığı ve Aka Gündüz, Ziya Gökalp ve Şükrü Kaya gibi kalemlerin yazılarının yayınlandığı Yeni Gün gazetesinin Meclis Muhabiri olarak çalıştı. 1923’te Hüseyin Cahit’in Tanin gazetesinde kısa bir süre çalıştı. Cumhuriyetin ilan edilmesinin hemen akabinde Konya lisesine tayini çıktı. Enver Behnan, Konya’da bir taraftan öğretmenlik mesleğini sürdürürken bir taraftan da Konya’da yayınlanan Babalık gazetesinde gazetecik yapmaya devam etti.
Enver Behnan, 1924 yıllında Konya’dan İstanbul’a gelerek Bâb-ı Ali’de sırasıyla Cumhuriyet, Yeni Gün, Akşam, Son Telgraf, Vakit, İkdam-Gece Postası ve Yeni Sabah gazetelerinde gazeteciliğe devam eder. 1928 yıllında tekrar Ankara’ya döner ve burada serbest gazetecilik mesleğini öğretmenlik mesleğiyle beraber devam ettirir. İlerleyen yıllarda Ulus, İnkılâp, Zafer, Ekspres, Haber, Son Baskı ve Son Havadis gazetelerine muhabirlik yapar. Aynı zaman zarfında köşe yazılarıyla da basının içerisinde yer alır. 1938 tarihinden itibaren uzun bir müddet Yeni Sabah gazetesinin Ankara muhabiri olarak gazetecilik mesleğine devam eder. Şapolyo, DP iktidarına yakınlığıyla bilinen Zafer gazetesinde 1954’ten başlayarak yazılar yazar. Basın hayatı boyunca İstanbul ve Ankara’da yayınlanan Yeni Gün, Cumhuriyet, Ulus, Vakit, Akşam, Zafer, Barış, Köylü Gazetesi, İkdam-Gece Postası, Son Telgraf, İnkılâp Gazetesi ve Yedigün gibi günlük ve haftalık gazetelerde yazıları yayımlanmıştır.
Enver Behnan, üretken bir kalemdir. Türk Kadın Yolu, Resimli Mecmua, Resimli Perşembe, Haftalık Mecmua, Asri Türkiye Mecmuası, Resimli Ay, Ankara Haftası, Ülkü, Bursa Uludağ Halkevi “Türkün” Dergisi, Yücel Aylık Fikir ve Sanat Mecmuası, Gündüz Sanat ve Fikir Mecmuası, Belediyeler Dergisi, Ankara Belediye Dergisi, İller ve Belediyeler Dergisi, Genç Ay, Çocuk ve Yuva Dergisi, Karınca Kooperatif Postası, Beden Terbiyesi ve Spor Dergisi, Halkevleri Folklor Dergisi, Türk Kadın Yolu, Ülkü, Bursa Uludağ Halkevi “Türkün” Dergisi, Yücel Aylık Fikir ve Sanat Mecmuası, Gündüz Sanat ve Fikir Mecmuası, Belediyeler Dergisi, Ankara Belediye Dergisi, İller ve Belediyeler Dergisi, Genç Ay, Çocuk ve Yuva Dergisi, Karınca Kooperatif Postası, Beden Terbiyesi ve Spor Dergisi, Halkevleri Folklor Dergisinde milli mücadele Tarihi, Atatürk, Folklor ve Türk büyükleri konularında makaleler yayınlamıştır.
Enver Behnan, Ankara Halkevi’nin Dil-Tarih-Edebiyat Şubesinde aktif bir üye olarak Cumhuriyet rejiminin geniş kitlelere benimsetilmesi için önemli milli gün ve anma törenlerinde halka konferanslar verdi.
Enver Behnan, öğretmenlik, gazetecilik, folklor araştırmacılığı mesleklerinin yanına radyoculuğu da eklemiştir. 1954 senesinden itibaren Ankara Radyosunda “Tarihimizden Seçme Fıkrarlar” isimli programı yoğun ilgi görmüş ve uzun yıllar sürmüştür. Türk Ocağı, Ankara Gazeteciler Cemiyeti, Öğretmenler Derneği, İstanbul Lisesi Cemiyeti, Ankara Kulübü, Tarihi Anıtları Koruma Derneği, Dil Kurumu, Pedagoji Cemiyeti ve Sosyoloji Cemiyeti gibi bir çok önemli sivil toplum örgütünün aktif üyesidir.
Enver Behnan, 1934 yılında kabul edilen Soyadı Kanunuyla “şapolyo” soyadını almıştır. “Şapolyo” kelimesi Göktürk hakanlarından İşbara Kağan’ının Çince’de geçen ismi “Sha-polo” karşılığından gelmektedir.
Şapolyo, 7 Nisan 1932 yılında Habibe Şerife Hanım ile evlendi. Bu evlilikten 1933 tarihinde ilk kızı Erdenay ve 1940 tarihinde ise ikinci kızı Aytek dünyaya geldi. Şapolyo, uzun bir akciğer rahatsızlığı sonrası 1 Haziran 1972 tarihinde Ankara’da vefat etti. Ankara Karşıyaka Mezarlığı’na defnedildi.
Şapolyo, öğretmen, gazeteci, radyocu, hatip, folklor araştırmacısı kimliği ile farklı alanda eser vermiş, 60 yakın araştırma ve hikaye ve roman kaleme almış velut bir kalemdir. Ancak üretkenliği ile tanınırlığı ters orantılı bir yazardır. Türkiye’de popüler tarihçiliğin öncü isimlerinden birisi olmasına karşın önce öğretmen sonra yazar oluşu öğreticilik yönü ağır basan eserler kaleme almasına sebep olmuştur. Cumhuriyetin ilk öğretmenlerinden biri olan Şapolyo, Cumhuriyet ilkelerini okuyucusuna benimsetmeyi adeta kendisine ilke edinmiş ve bu ilke çerçevesinde farklı alanlarda eserler kaleme almıştır. Yüzlerce dergi yazısı ve binleri bulan gazete yazıları bulunmaktadır.
10 yakın Basılmamış eseri
HALUK BALABAN ARŞİV.
Eserleri
Ders kitapları
Bakalorya Tarihi: İlk Kurun ve Orta Kurun, Semih Lütfi Matbası İstanbul 1933
Tarih Bakaloryası “Osmanlı ve Cumhuriyet Tarihi”, Semih Lütfi Matbası, İstanbul 1934
Osmanlı-İnkılâp ve Avrupa Tarihi Özü, Berkalp Kitabevi, Ankara,1946
İlk Çağ Tarihi “Lise I, İnkıkap Kitabevi, İstanbul 1956
Yeni ve Yakın Çağlar ve Türkiye Tarihi, İnkıkap Kitabevi, İstanbul 1960
Osmanlı Sultanları Tarihi, Rafet Zaimler Kitabevi, İstanbul 1961
Selçuklu İmparatorluğu Tarihi, Güven Yayınevi, Ankara 1972
Biyografi Kitapları
Filozof Ziya Gökalp, İkbal Yayınevi, Ankara 1933
Ziya Gökalp: İttihadı Terakki ve Meşrutiyet Tarihi, Güven Basımevi, İstanbul 1943
Dr. Reşit Galip, yeni Matbaa, Ankara 1955
Mustafa Reşit Paşa ve Tanzimat Tarihi, Güven Yayınevi, Ankara 1945
Hazreti Ali, Doğruluk Kitabevi, İstanbul 1950
Atatürk, Raffet Zaimler Yayınevi, İstanbul 1943
Kemal Atatürk ve Milli Mücadele Tarihi, Rafet Zaimler Yayınevi, İstanbul 1944.
Atatürk’ün Hayatı, Zafer Yayınevi Ankara 1954.
Atatürk’ün Ölümü, Rafet Zaimler Yayınevi, İstanbul 1957
Atamız, Öğretmenler Bankası Yayınevi, 1963.;
Küçük Mustafa Kemal “Atatürk’ün Çocukluk Hayatı”, Rafet Zaimler Yayınevi 1963 İstanbul
Mustafa Kemal Paşa ve Milli Mücadele’nin İç Âlemi, İnkılap ve Aka Kitabevi, 1967 İstanbul
Mustafa Kemal ve Birinci Büyük Millet Meclisi, Ülkemiz Yayınları, Ankara 1969.
Araştırma Eserleri
Cumhuriyetin Onuncu Yıl Dönümü: Ankara’da Nasıl Kutlandı 1923-1933, Ülkü Yayınevi, Ankara 1934.
Egemenlik Ulusundur, Çocuk Esirgeme Kurumu Yayınları, Ankara 1944
Türk İnkılabı Tarihi Notları, Harp Okulu Basımevi, Ankara 1949.
Türkiye Cumhuriyeti Tarihi, Mili Eğitim Basımevi, İstanbul 1950.
Kuvayı Milliye Tarihi (Gerilla), Ayyıldız Matbaası Anlara 1957.
İnkılâp Tarihi, Harp Okulu Basımevi, Ankara 1961.
Türk Soyadı “3396 Türk Adı”, Köy Hocası Matbaası, Ankara 1935
Müzeler Tarih, Remzi Kitapevi, İstanbul 1936
Ahlak Tarihi, Ticaret Yüksek Okulu Yayınları, Ankara 1960
Tarih Boyunca Türk Tefekkürü Şamanizm Tefekkürü, Eroğlu Matbaası, Ankara 1965
Mezhepler ve Tarikatlar Tarihi, Türkiye Yayınevi, İstanbul 1964
Peygamberler Tarihi, Ömasya Yayınları, Ankara 1968
Türkiye Turizm Rehberi ve Anıtlar Tarihi, Kültür Kitabevi, İstanbul 1971
İstiklal Savaşı Edebiyatı Tarihi 1919-1923 “Milli Mücadele’nin Edebi Vesikaları”, Ak Kitabevi, Ankara 1968.
Hikaye ve Romanları
Kara Oğuz, Orhaniye Matbaası, İstanbul 1927
İnkılâp Ötkünçleri, Devlet Matbaası, İstanbul 1934
Yıldırım ve Prenses Olivera, Ali Bitik Kitabevi, Ankara 1944.
Yayla Gülü, Akay Kitabevi Ankara, 1944
Gazi Musa Paşa ve Silistire Müdafaası, Mili Eğitim Bakanlığı Yayınları, Ankara 1950.;
Kılıçaslan Geliyor, Türkiye Yayınevi, İstanbul 1951.
Lale Devrinde Şair Nedimin Aşkı, Öz-Ar Yayıncılık Ankara 1952.
Şehzade Kara Bulut, Rafet Zaimler Yayınları, İstanbul, 1952.
Gelincik Abla, Rafet Zaimler Yayınları, İstanbul, 1953
Fatih İstanbul Kapılarında, Rafet Zaimler Yayınları, İstanbul, 1953.
Ergenekon “Türk Kahramanlık Hikâyeleri”, Çocuk Esirgeme Kurumu, İstanbul,1954
Gülbahar Sultan, Tan Matbaası İstanbul 1955
Nar Tanesi, Rafet Zaimler Yayınları, İstanbul 1955
Estergon Kalesi, Tahir Yücetürk Çocuk Kitabevi, İstanbul 1958
Ali Baba ve Kırk Haramiler, Yücetürk Çocuk Kitabevi, İstanbul 1959
Ayşim, Türkiye Yaynevi, İstanbul 1962
Gazi Osman Paşa Plevne’de, Tahir Yücetürk Çocuk Kitabevi, İstanbul 1963.
Oğuzhan, Işıl Yayınevi, İstanbul 1963
Selçuk Han, Öğretmenler Bankası Ankara 1964
Tuğrul, Öğretmenler Bankası, Ankara1964
Melikşah, Öğretmenler Bankası Ankara1964
Yıldırım Beyazıt Geliyor, Rafet Zaimler yayınevi, İstanbul 1966
Kılıç Aslan, Türkiye Yayınevi, İstanbul 1966
Folklor ve Halk Bilimine Dair Eserler
Halk Ninnileri, Ahmet Halit Kitap Evi , İstanbul,1938.
Türk Menkıbeleri, Türkiye Yayınları, İstanbul,1964
Karagöz Tarihi, Türkiye Yayınları, İstanbul 1964.
Türk Efsaneleri, Rafet Zaimler Yayın Evi, İstanbul 1965
Dünya Efsaneleri “Mitoloji”, Rafet Zaimler Yayın Evi, İstanbul1965
Dede Korkut Masalları (Oğuzname), Rafet Zaimler Yayın Evi, İstanbul 1966
Peri ve Dev Masalları “Çocuklar için”, Rafet Zaimler Yayın Evi / İstanbul 1966
İbrahim ŞİRİN
KAYNAKÇA
Emekli Sandığı Arşivi, Enver Behnan Şapolyo Dosya No:106501
Gazi Lisesi Arşivi, Enver Behnan Şapolyo Özlük Dosyası, Dosya No: 231.7/1560
Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü, Enver Behnan Şapolyo Dosya No: 2395.
ÖZCAN AHMET; Türkiye’de Popüler Tarihçilik, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 2011
YUCA İrşad Sami, Enver Behnan Şapolyo: Tarihçiliği, Gazeteciliği ve Edebi Kişiliği, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Doktora Tezi, Ankara 2014.
YUCA İrşad Sami, “Milli Mücadele’de Enver Behnan Şapolyo’nun İzlenimleri ve Kağnı Kolları”, Anemon Muş Alparslan Üniversitesi̇ Sosyal Bi̇li̇mler Dergi, Cilt:1 Sayı:2, 2013, s.69-81.
YUCA İrşad Sami, Karagünler Enver Behnan Şapolyo ve Milli Mücadele Hatıraları, Çizgi Yayınları, İstanbul 2017.
SARIOĞLU, Mehmet, Gazi Lisesi 1932, Ankara Kulübü Derneği Yayınları, Ankara 2017.
ŞAPOLYO, Enver Behnan; Mustafa Kemal Paşa ve Milli Mücadelenin iç Âlemi, İnkılâp ve Aka Kitabevleri, İstanbul, 1967,
Kaynakça : Atatürk Ansiklopedisi.
Enver Behnan, 1934 yılında kabul edilen Soyadı Kanunuyla “şapolyo” soyadını almıştır. “Şapolyo” kelimesi Göktürk hakanlarından İşbara Kağan'ının Çince'de geçen ...adıdır.....
NOT : Ankara Kulübünün Kurulmasına sebep olan bu değerli Tarihçi Yıllarca Ankara kulübüne neden üye olamadı ? 1952 yılında Ankaralı zevatın sayesinde Nasıl Ankara Kulübüne üye oldu Seymenlerle Tarihi Araştırmalarda kimler destek oldu ? Üye olmasına sebep 15 Ankaralı Kimlerdi ?
GİZLENEN SAKLANAN VE SEYMEN ALAYI KİTABINDAN ÇIKARILAN BÖLÜM NE İDİ YAKINDA Haluk Balaban Anlatıyor belgelerle Yazımda.
Hamamönü Öz sokaktaki evi yakındaki Atatürk'ü Karşılayan Komşu Evleri olan GÜVENÇLİ İBRAHİM efe ve KIRIŞLARIN BEKİR EFE ile İlgili Sohbetleri Onların anlatımları Neden yazılmadı Hepsi Blok Yazılarımda. ve Ankara Kulübünün 1952 Tarihli 20 sayfalık Dergisindeki Başlık ANKARA KULÜBÜNE TARİHİ TEKLİF Ve Ankara Kulübünün Gerçek Kuruluş Başlangıcı Tarihi belgelerle Olaylar.

 Bir evin hikayesi

Vasilis Dimitriadis, 1955-1984 yılları arasında Selanik’te bulunan Makedonya Devlet Arşivi’nin
müdürlüğünü yapmış, Girit Üniversitesi’nden emekli olmuş 86 yaşında bir tarih profesörü.
2010 yılında 80 yaşındayken Yunanistan’daki arşivleri didik didik tarayarak yazdığı “Bir Evin Hikâyesi; Selanik’teki Mustafa Kemal Atatürk’ün Evi ve Ailesi Hakkında Türkçe ve Yunanca Belgeler” adlı çalışması Türk Tarih Kurumu tarafından altı yıl sonra basıldı. Aslında 6 yıllık bir gecikmeyle basıldı demek daha doğru.
Çünkü, Dimitriadis 2010 yılında kitabını yazdıktan sonra Selanik’teki Türkiye Konsolosluğu’na teslim etmiş, konsolosluk kitabı ve belgelerin yer aldığı cd’leri Dışişleri Bakanlığı’na, onlar da Türk Tarih Kurumu’na göndermiş. Kitap tarih kurumunun bilirkişileri, çevirmenler, sebebi belirsiz düzeltme talepleri ile altı yıl bekledikten sonra nihayet geçen yıl yayınlanabildi.
Gecikmenin sebebi meçhul. Ama üzerine az şey yazılmış bu kitap sayesinde ilk defa Atatürk hakkında “1881 yılında Selanik’te doğmuştur. Annesi Zübeyde Hanım, babası Ali Rıza Efendi’den” daha fazla şey biliyoruz artık.
Profesör Dimitriadis, Selanik Ahmed Subaşı Mahallesi Numan Paşa Sokak No: 6’daki meşhur Pembe Ev’in arşivlerde izini sürerken sadece evle ilgili değil, Atatürk ve ailesi hakkında da ilk defa ortaya çıkan ve bugüne kadarki pek çok şehir efsanesini bitirecek belgelere ulaşmış.
Öncelikle bugün Selanik’te hâlâ Atatürk’ün doğduğu ev olarak ziyaret edilen ama bazı yerlerde “aslında o Atatürk’ün evi değil, sonradan ona yakıştırılmış” denen ev gerçekten Mustafa Kemal’in doğduğu ev.
Evin bulunduğu semt Selanik’te Türklerin yaşadığı Bayır adı verilen bölge.
Semtin adı Rumeli Beylerbeyi Koca Rasim Paşa’nın yaptırdığı camiden geliyor. Evin bulunduğu bölgede oturan erkekler genelde kereste işiyle meşguldüler.
Bu erkeklerden birinin adını iyi biliyoruz;
Ali Rıza Efendi. Çocukluğumuzda okul köşelerindeki tek kare resmi dışında ilk defa bu kitapla Ali Rıza Efendi’yi biraz daha yakından tanımış oluyoruz. Kitaptaki emlak kayıtlarına göre onun da mesleği “Keresteci”.
Ama daha ilginci kayıtlarda ilk kez Ali Rıza Efendi’nin 18. yüzyıla kadar uzanan şeceresi yer almakta. Şecereye göre Ali Rıza Efendi’nin babasının, yani Mustafa Kemal’in büyükbabasının adı Ahmed.
Ali Rıza Efendi’nin büyük babasının adı ise Mustafa. Yani Mustafa Kemal’e dedesinin adı verilmiş.
Kayıtlarda Zübeyde Hanım’ı da daha yakından tanımamızı sağlayan bilgiler var.
Zübeyde Hanım’ın ailesi o çağa göre nadir olan kadınların iyi eğitim aldıkları bir aile. Babasının adı Ömer, eşinin adı Halil olan büyükannesi Emine, “Molla” sıfatıyla kayıtlarda yer alıyor. Bu dinî eğitim almış kadınlara verilen bir sıfat. Teyzesi Fatma da “Molla” olarak geçiyor. Zübeyde Hanım’ın annesinin yani Mustafa Kemal’in anneannesinin adı Ayşe, babasının yani Mustafa Kemal’in büyükbabasının adı ise Feyzullah (Onun babasının adı da İbrahim)
Zübeyde Hanım’ın meşhur kargaların kovalandığı çiftlik hikâyesinde geçen kardeşi, yani Mustafa Kemal’in dayısının adı ise Hüseyin Ağa. 1899’dan önce öldüğü dışında hakkında fazla bilgi yok…
Farsça “kasımpatı” anlamına gelen çok sık kullanılmayan bir isme sahip olan Zübeyde Hanım’ın belgelerde şahsi mührü de var. Mühürde “cüllat-i güldar-i Zübeyde” yazılı. Yani “İçinde kasımpatı çiçekleri olan palmiye yapraklarından yapılmış sepet.”
Kitaptaki belgelere göre 1875 yılından önce yapıldığı tespit edilen Pembe Ev’in ilk sahibi Ferhad oğlu İskender’dir. Evin üç el değiştirdikten sonra 1877 yılının Aralık ayında Hatice Zarife tarafından 52/72’lik hissesi Keresteci Ahmed oğlu Ali Rıza’ya satılır. Geri kalan hisseleri ise Mart 1878’de Feyzullah kızı Zübeyde alır. Kayıtlarda Zübeyde Hanım’ın eşinin adıyla değil de babasının adıyla geçmesinin sebebi evi satın aldıklarında belki evlenmemiş, belki nişanlı olmaları ya da kayıtlarla ilgili bir sorun olabilir. Ama 1878’de ev toplamda 13.500 kuruşa Ali Rıza Efendi ve Zübeyde Hanım çiftinin olmuş.
Belediyeden bir mimarın gelip ölçülerini aldığını yine kitaptaki emlak kayıtlarından öğrendiğimiz ev, dokuz oda bir mutfaktan oluşan büyük bir konak ve 341 m2’lik bir arsa üzerine kurulu.
Üç yıl sonra 1881’de bu evde Mustafa dünyaya gelecek ve sekiz yıl bu evde yaşayacaktır.
Yine kayıtlardan Ali Rıza Efendi ve Zübeyde Hanım’ın evlerinin hemen yanında beş odalı başka bir ev daha inşa ettirdiklerini de öğreniyoruz. Hatta bu mülkleri daha sonra aralarında paylaştırmışlar ama paylarını ortak kullanmaya devam etmişler. Ta ki 1887’ye kadar...
1887 yılında yani Mustafa Kemal 6 yaşındayken Ali Rıza Efendi hayatını kaybeder. Tam ölüm tarihi ve ölüm nedeni kayıtlarda mevcut değil ama mirasının “şeri mahkeme” tarafından tasdik edildiği 13 Nisan 1877’den önce vefat ettiği kesin. Keresteci Ali Rıza Efendi’nin mirası eşi, oğlu Mustafa ve kızları Makbule ile Naciye arasında bölüştürülmüş. Atatürk’ün az bilinen kız kardeşi Naciye’nin adı ise en son Ocak/Şubat 1888’de emlak kayıtlarında geçmiş. Kitaba göre muhtemelen bundan kısa bir süre sonra hayatını kaybetmiş.
Ali Rıza Bey’den kalan miras ailenin o günlerde maddi olarak zor günler geçirdiğini gösteriyor. Defni için 500 kuruş harcanan Ali Rıza Efendi’den Zübeyde Hanım’a 751 kuruş, oğlu Mustafa’ya mirasın yüzde 44’ü olan 1.929 kuruş ve iki kızına da 964’er kuruş kalmış. Tabii bir de ederi 35.010 kuruş olan bir ev. Ama kayıtlarda Ali Rıza Efendi’nin Selanik’teki “Stambul Çarşısı” esnaflarından Nuri Efendi’ye 28.800 kuruş borcu olduğu görülmekteydi. Nuri Efendi mahkemeye başvurarak Ali Rıza Efendi’nin, borca karşılık evini rehin olarak verdiğini iddia eder ve Pembe Köşk’ü ister. Mahkemede Zübeyde Hanım böyle bir borç olmadığını söyler. Mahkeme kayıtlarındaki belgede Nuri Efendi’nin bariz şekilde sarhoş olduğu ve mahkemeye sunduğu belgenin bağlayıcı olmadığı yazmaktadır. Sonunda mahkeme evin Zübeyde Hanım’da kalmasına karar verir. Ama Zübeyde Hanım eşinin vefatından kısa bir süre sonra küçük evi satar, büyük evi de rehin vererek Mustafa ve Makbule’yi yanına alıp Selanik yakınlarındaki Langaza’daki ağabeyi Hüseyin Ağa’nın yanına taşınır. Ama Mustafa’nın iyi bir eğitim sürmesini isteyen Zübeyde Hanım, onu yine Selanik’teki evlerine yakın teyzesi Fatma Molla’nın yanına gönderir. 1899’da annesi vefat eden Zübeyde Hanım’a teyzesinin oturduğu bu ev miras kalır. Ardından daha küçük bir eve geçerler, 1906’da aile tekrar Pembe Köşk’e döner. Bu arada 1908’de artık bir subay olan Mustafa Kemal’in de aynı mahalleden iki ev aldığını öğreniyoruz.
İlginç detaylardan biri de Zübeyde Hanım’ın ikinci eşi Ragıp Abbas. Günün sonunda Selanik kaybedilince Zübeyde Hanım, üç evini bırakarak İstanbul’a gidiyor. Ama ikinci eşi Ragıp Abbas Selanik’te kalıyor. Evlerin mülkiyeti için dava açıyor ama kaybediyor. Evler önce terk edilmiş mallar olarak tescilleniyor, sonra başkalarına satılıyor.
1933 yılında Selanik Belediye Meclisi Pembe Evi satın alarak Atatürk’e hediye ediyor. Aslında satın aldıkları evin Zübeyde Hanım’ın mülkü olduğunu bilmeden... Kitap bir polisiye gibi bu evlerin izini sürüyor. Ama bence en dikkat çekici yeri Ali Rıza Efendi’nin mirasında bir miktar parası ve ev dışında sıralanan kalemler:
45 kuruş değerinde 6 sof ceket ve bir yelek
20 kuruş değerinde 1 köhne pantol
40 kuruş değerinde 1 palto
20 kuruş değerinde 1 sandık
5 kuruş değerinde Lügat-i Osmani
10 kuruş değerinde Miftah’ul Kulub
Mirastaki son maddede duralım. Miftah’ul Kulub yani “Kalplerin Anahtarı”, Abdülkadir Geylani’nin 15. göbekten torunu Muhammed Nuri Şemseddin Nakşibendi’nin (1801-1863) yazdığı hâlâ daha basılan ehl-i tariklerin en çok rağbet ettiği, tarikat yoluna girenlere okutulan popüler kitaplardan biri.
Şöyle başlıyor:
“Bu eserin derlenip yazılmasına kalkmaya ve başlamaya sebep olan durum şudur: Hicrî 1259 (M. 1843) yılı rebiülâhir ayında, kendi hücremizde teveccüh halindeydik. Bu hâlde bulunduğumuz sırada; Enbiyanın Sultanı Evliyanın Asfiyanın Müttakilerin Baş Tacı Efendimiz Hazretleri zuhur etti. Allah, ona. salât ve selâm eylesin.
Bu hiçbir şey hükmünde olan kula; ihsan, mürüvvet, lütuf ile şöyle buyurdu:
-Nuri, evlâdım, vakitler bir başka oldu. Âşık, sadık, mana yüzünü görmeyi isteyen ümmetlerim; esenlikle yollarını bulup hoşnutluk yoluna bel bağlayarak vuslat sırrına nail olsunlar.
Sofilerden bazısı da; arada vasıta olmadan takvası üzere giderek, yollarını düzeltmek için özlerine bir kabiliyet gelsin. Zira, bir alay kimseler vardır ki; ehlullah kisvesini giymiş, kemer bağlamış, başına taç giymiş, şeriatıma da itibar etmemiş durumdadır. Geçen hâlinden ve tecellisinden söz ederek; ehlullahın yazdıkları risalelerden ve şiirlerden ezberleyip meclis meclis gezip o hâllerden dem vururlar...”
Mirasında çocuklarına bir Osmanlıca sözlükle birlikte bu kitabı bırakan keresteci Ali Rıza Efendi’nin de ehl-i tarik olduğunu (Kadiri ya da Nakşi) tahmin edebiliriz. Mustafa Kemal, 1925 yılında tekke ve zaviyeleri kapatmıştı. ...
Vasilis Dimitriadis’in “Bir Evin Hikâyesi” muhakkak kitaplığınızda olmalı. Kitabı okurken, borç içindeki keresteci babasından az bir parayla birlikte bir tasavvuf kitabı miras kalmış, dedesi Mustafa’nın adını taşıyan, iyi bir dinî eğitim almış güçlü bir annenin himayesinde yetişmiş Mustafa Kemal’in şahsında bütün bir 200 yıllık sorunlar, travmalar gözlerinizin önünden geçiyor. Mustafa Kemal, 23 Nisan 1920’de Meclis’i açarken arkasındaki levhada Şûrâ suresinin 38. âyeti asılıydı:
“Ve emruhum şûrâ beynehum”...
Orada emredildiği gibi işlerimizi hâlâ istişare ile yürütmeye, daha çok konuşmaya, birbirimizi anlamaya ihtiyaç var.
Çünkü ortak bir hikâyenin çocuklarıyız...
OKUDUM OKUYUN
SELAMLAR SEVGİLER
Aydınlık günlere.
Kaynak :
Dr Akif Taşcıoğlu Atatürk'e ait bilinmeyenler.
Haluk Balaban Arşiv.

 Ankara'da semt isimleri... ( Ankara’lıların Bildiği ve Anlatılanlara Göre )

Mamak'a bağlı Saimekadın Mahallesi'nin isminin 1402'de Çubuk Ovası'nda yapılan Ankara Savaşı'nda Osmanlı ordusuna yardım eden bir kadından geldiği biliniyor.
Kaynaklarda, Osmanlı askerine yardım eden Saime Kadın'ın isminin oturduğu bölgeyle anılmaya başladığı ifade ediliyor. Bir başka kaynakta ise Hacı Bayram Veli'nin soyundan gelen ve bölgede bahçeleri bulunan ''Saime Hatun''un semte adını verdiği belirtiliyor.
Halk arasında anlatılan başka bir hikaye de şöyle:
''Saime kadınla alışverişte bulunan biri aldığının karşılığını getirip vermiş. Saime kadın eline tutuşturulan bir tomar parayı saymaya başlayınca parayı veren eksiksiz olarak ödemede bulunduğunu anlatmak üzere, 'sayma kadın, sayma kadın' diye uyarmış. Böylece kadının adı 'sayma'dan türeyerek Saime olmuş ve bölgenin ismi de böyle anılmaya başlanmış.''
Hacı Bayram Veli'nin doğup büyüdüğü yer olarak bilinen Solfasol semtinin gerçek adının zülfazıl (faziletli, erdem sahibi kişi) olduğu çeşitli kaynaklarda yer alıyor.
Ankara'nın gözde mekanlardan Balgat'ın isminin öyküsü ise şöyle:
''Kat/gat'' kelimesinin öz Türkçe'de şehir anlamına geldiği ve Balgat'ın ''balşehir'' olduğu kaynaklarda yer alıyor.
Balgat ismiyle ilgili halk arasındaki yaygın inanış ise şöyle:
''Mustafa Kemal Atatürk'ün yolu bir zamanlar şehrin dışında kalan Balgat köyüne düşer. Köyde soluklandığı evde çay içmek isteyen isteyen Atatürk'e gelen çayda şeker yoktur. Atatürk, 'Şeker yok mu?' diye sorunca oradakiler de Ankara şivesiyle ''Şeker yok amma bal var, bal gat Atam, bal gat'' der. Atatürk de bunun üzerine bölgenin ismini 'Balgat' koyar.''
Cebeci kelimesinin sözlük anlamı, Osmanlı'nın yeniçeri ordusunda silah yapan ve bakımıyla görevlendirilen, savaşta silah ve cephaneyi orduya ulaştıran yaya kapıkulu ocaklarından bir sınıf askerdir. Osmanlı dönemindeki Cebeci kışlalarının bugünkü Cebeci semtinde kurulmasından dolayı bölgenin ismi de buradan geliyor.
Dikmen sözlüklerde koni biçimindeki tepe, dikilerek oluşturulan ağaçlık, dik arazide orman olarak belirtilir. Ankara'nın yüksek tepelerinden biri olan Dikmen'in artık koni biçimli olup olmadığı anlaşılmamaktadır ancak semtin tepe sırtlarında kara çam ormanı bulunmasından dolayı bölgeye bu isim verilmiştir.
Eskiden yoğun olarak görülen Rumlara Ayrancı denilmesinden dolayı bu bölgenin isminin Ayrancı olduğu söylenir.
Ankara'nın su ihtiyacının karşılanması amacıyla Hatip Çayı üzerine bent kurulması, bu bölgenin Bentderesi olarak anılmasına neden olmuştur.
Giysi ve çamaşır dikilen iş yeri, terzi bulunan bölgeye Dikimevi denilmiştir.
Başlangıçta 40 hane bulunan semt, Kırkkonaklar adıyla anılmıştır.
Dışkapı semti, Ankara'nın giriş ve çıkış kapısı olarak nitelendirildiği için bu ismi almıştır.
Bugün büyük bir alışveriş merkezi ve metro istasyonunun bulunduğu Akköprü semti, adını Çubuk Çayı, İncesu Deresi ve Hatip Çayı'nın birleştiği noktada 1222'de Selçuklu Komutanı Alaaddin Keykubat tarafından yaptırılmış, 3'ü büyük toplam 7 kemerli köprüden almıştır.
Yapılaşmaya 1980'li yıllarda başlanan Yüzüncü Yıl Mahallesi'ne, 1981'de Atatürk'ün doğumunun 100. yılı kutlamalarında Yüzüncü Yıl adı verilmiştir.
-Günümüze kadar değişen semt isimleri-
Esenboğa kelimesi aslında bir şahıs ismidir. Ankara Savaşı'nda başarı gösteren Timur'un generallerinden İsen Buga'nın (mutlu, kutlu, güzel, iyi ve sağlıklı öküz) ismi zaman içerisinde Esenboğa olarak günümüze gelmiştir.
Evliyalar semti olarak nitelendirilen Bağlum, 1530'da Anadolu vilayetinin Ankara kazasına bağlı bir köy olup Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğünün yayınladığı 438 numaralı Muhasebe-i Vilayet-i Anadolu Defteri (937-1530) isimli eserin 354. sayfasında katip hatası olarak ''Yavlum'' diye kaydedilmiştir. Ancak daha sonraki yıllarda ''Bavlum'' olarak değiştirmiştir.
Haymana sözcüğünün anlamı, başıboş hayvanların salındığı çayırlık, halk ağzında ise tembel demektir. Bir de ''Haymana beygiri gibi dolaşmak'' yani ''işsiz, güçsüz dolaşmak'' deyimi vardır. Çayıra salınan hayvanlar, ovanın bu adla anılmasına yol açmıştır.
Halk arasında anlatılan öykü ise şöyle: ''Mana'' ismindeki kızının burada intihar etmesine üzülen Timur Sultanı'nın acı acı ''Hey Mana, Hey Mana!'' diye bağırması üzerine bölgedekiler artık bu semte ''Heymana'' derler. Başka bir rivayete görede Osmanlının Kurucusu osman Beyin Ninesi Hayme sultanın Burada şifası bol Kapılca sularında şifa bulması üzerine bu Güzel beldeye HAYMANA adı verilmiş dir.
Telsizler bölgesindeki Türk Telekom Kültür Merkezi olarak kullanılan yapılar, 1928'de telsiz istasyonu olarak yapılmış ve 1951'e kadar Ankara Telsiz İrsal İstasyonu olarak hizmet vermiştir. Çok sayıda telsiz direği olmasından dolayı semte Telsizler adını vermiştir.
Gökçegöl olarak da anılan Mogan Gölü'nün adı söylentiye göre, tarikat önderi anlamına gelen ''Mugan''dan gelmiş ve zamanla Mogan'a dönüşmüştür.
Demirlibahçe Ankara’nın ünlü Valilerinden ve Ankara’da en uzun Valilik yapan Abidinpaşa’nın oğlu Adem’i Ankara Şehremini Hacı Süleyman Beyin Hatip çayı kenarındaki etrafı Demirlerle Çevrili Bahçesinde Bir Hafta süren düğünle evlendirmesi ve Bu Bahçenin ünlenmesi ile Bölgenin adınında Demirlibahçe olarak Tanınmasına sebep olmuştur.
Ankara’nın Yukarda yazdığımız semt ve belde adları Bazıları rivayet olsa da Çoğu Tarihi belge ve bilgilere dayanmaktadır.
HALUK BALABAN.
Not ; Ankara'nın Tarihte Bilinen Bir çok semt ve Belde adlarının Halkımızın Anlatım ve Bilgilerine göre bir kısımını yazabildim ilerde Osmanlıdan bu yana Bir çok semt ve Belde adlarınıda yakında yazacağım.